Marka13 röportajlarımın ilk konuğu bir iletişim ustası.
Kişisel Gelişim ve değişim akademisinin kurucu ve eğitmeni, profesyonel koç, seslendirme sanatçısı, radyo programcısı, TED X konuşmacısı ve daha pek çok özellikleri ile bir Ankara Markası olan Özgür Aksuna.
Hoş geldin Özgür.

Hoş geldim gerçekten, sizinle olup birlikte bir işin içinde olmak başlı başına büyük bir hoşluk sebebi. Benimle bu güzel sohbeti gerçekleştirdiğiniz için çok mutluyum ve kalpten teşekkür ederim.
Yoğun hayatının içinde zaman ayırdığın için ben teşekkür ederim.
Markaon3 köşesinde, toplum tarafından örnek alınan, imajıyla, hedef kitlesine verdiği mesaj ve kendi alanında yarattığı fark ile toplum tarafından benimsenmiş ve örnek alınan, ilham veren kişileri “marka kimliği” perspektifinden tanıtmayı amaçlıyorum.
Bana göre her insan bir marka adayıdır aslında…
Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Özgür Aksuna kendisini bir marka olarak görüyor mu?
Görüyor ise marka kimliğini nasıl konumlandırıyor?
Her insan bir marka adayıdır, buna tüm kalbimle inanıyorum.
Çünkü marka dediğimiz şey; görünürlükten önce değer üretmektir. İnsan, değer ürettiği ölçüde markalaşır.
Kendimi bir marka olarak görüyorum ama “pazarlanan bir isim” olarak değil; güven inşa eden bir karakter olarak konumlandırıyorum. Marka kimliğimi üç temel üzerine kurdum: güven, tutarlılık ve derinlik.
Benim için marka olmak; tanınmak değil, hatırlandığında iyi bir duygu bırakmaktır. Senin yaptıklarını örnek alıp peşinden gidenlerin sana saygı duyması ve bir referans noktası olarak görmesidir.
Eğer bir insan ismimi duyduğunda “Özgür Aksuna varsa tamamdır” diyorsa, benim marka kimliğim oluşmuştur.
Kişi marka olmanın bundan daha anlamlı bir tanımı olamazdı…
“Özgür Aksuna varsa, tamamdır…”
Öyle de gerçekten. Takipçilerin ile aranda güvene dayalı çok özel bir bağ var. Seni aileden görüyorlar. Nitekim benim için de öylesin.
İnsanlar ürün ve hizmetleri kişiselleştirip, onlara insani kişilik özellikleri atfederek, duygusal bağ kuruyorlar. Kişi markalar için bu daha kolay. Sen bu konuda Profesyonel bir iletişim uzmanı olarak oldukça avantajlısın. Avantajlı olduğun alanı, iletişim becerilerin olarak değerlendirirsek, özellikle hangi özelliğini ayırt edici olarak görüyorsun?
İnsanları etkileyen en güçlü özelliğin sence nedir?
İletişimde en ayırt edici özelliğim samimiyetle disiplini aynı anda taşıyabilmem, aynı zamanda bir istikrar abidesi olarak gösterilmem.
25 yıldır aynı yerde aynı programı hiç ara vermeden kesintisiz sürdürmek bunu perçinliyor zaten.
Ben sahnede ya da yayında rol yapmam. Abartılı bir enerji üretmem. Gerçek enerjimi taşırım. İnsanlar yapaylığı çok hızlı fark ediyor. Özellikle radyo gibi ses temelli bir mecrada iç dünyanız neyse o duyuluyor.
En güçlü özelliğim ise empati kurma hızım. Karşımdaki insanın ruh halini çok hızlı okurum. O yüzden hem birebir iletişimde hem kitlesel iletişimde bağ kurabiliyorum.
Empati ve dolayısıyle duygusal bağ kurmak…
Bir kişi markası için sürdürülebilirliğin merkezi bence de. Sürdürülebilirlik de kalıcı marka olmanın ilk şartı.
Markalar bir anda oluşuyor gibi görünse de günümüz dünyasının sayısız influencer örneği gibi hızlı doğan isimler, süreklilik gösteremediklerinde, oluştukları gibi kısa süre içinde kayboluyor, unutuluyorlar.
1999’dan bugüne kadar, etkili ve etkin olmayı başardın. Bu başarıyı, gündemde kalmayı neye borçlusun?
Başarımın sırrı istikrar ve karakter bütünlüğü!
1999’dan bugüne aynı çizgide kalabildiysem, bunun nedeni modaya göre yön değiştirmemem. Trendlerin peşinden koşmadım, kendi değerlerimin peşinden gittim ve ilklerle daima takip edilen öncü oldum.
Bugün birçok isim hızlı parlıyor ama kök salmıyor. Ben kök salmayı seçtim. Özellikle İstanbul’daki televizyon ve radyolardan bana çok talep vardı ancak hiçbir zaman o akıma kapılıp köklerimi bırakmadım. Ankara’da marka olmak biraz da bunu gerektirir; gösteriş değil, sağlamlık.
“Özgür le morning show” ile her sabah aynı saatte yayındasın. Seni her gün aynı saatte dinleyicilerinle buluşturan motivasyon kaynakların neler? Hayranlık veren enerjini nasıl besliyorsun?
Sabah programı yapmak bir ruh halidir. İnsanlar güne sizinle başlıyor. O yüzden benim motivasyonum sorumluluk duygusu. Bir de içinizde yerinde duramayan bir horoz ruhu varsa işte o iş tamam olur sanırım.
Her sabah mikrofona oturduğumda şunu düşünürüm: “Bugün bir insanın hayatına dokunabilir miyim?”
Enerjimi üç şey besliyor:
• Spor ve disiplinli yaşam
• Sürekli okuma ve öğrenme
• İnsanlardan aldığım geri dönüşler
Dinleyiciden gelen bir “iyi ki varsın” mesajı, bir haftalık motivasyon sağlar.
İnsanın emeğinin değer bulduğunu görmesi en güçlü motivasyon gerçekten. Memnuniyet verici dönüşler, daha fazlasını yaratmak için de motivasyon sağlıyor.
Kendini var ettiğin, farklı ilgi alanların var. Çok yönlü bir insansın. Kişisel gelişim ve iletişim uzmanı, TED X konuşmacısı, radyo programcısı, yemek gurmesi ve şefi, ve çok daha fazlası var Özgür Aksuna da. Meraklı bir insansın.
Tek bir alanda başarılı olmak yetmiyor belli ki. Neden?
Ben tek bir kimlik içinde yaşayamam. Merak eden bir yapım var. Öğrenmek beni canlı tutuyor.
İnsan çok yönlü bir varlık. Sadece tek alanda derinleşmek önemli ama hayatın farklı alanlarına temas etmek de zihni besliyor.
Multi disipliner bir eğitim geçmişim var, farklı branşlardaki alt yapım bunların temel nedeni aslında. Radyoculuk iletişimimi geliştirdi. Koçluk derinliğimi artırdı. Gastronomi duyularımı açtı. TEDx konuşmaları vizyonumu genişletti ve diğer branşlar da benim gelişimime büyük katkıda bulundu.
Hepsi birbirini besliyor. Aslında dağınık değil; bütüncül bir yapı.
Dinleyici profilin de senin gibi renkli. Yabancı müzik yayını yapıyorsun. Her yaştan, toplunun farklı kesimlerinden sadık dinleyicilerin var. Yaşadığımız coğrafyada bu hiç kolay değil. Yaklaşık 20 yıldır farklı profillerle özel bağ kurmayı ve bunu sürdürülebilir kılmayı nasıl başarıyorsun?
Bağ kurmanın sırrı saygı.
Dinleyiciye yukarıdan bakmadım. Hiçbir zaman “ben anlatayım siz dinleyin” dili kullanmadım. Sohbet ettim.
Yabancı müzik yapmama rağmen her yaştan dinleyiciye ulaşmamın nedeni müziğin kendisi değil, kurduğum iletişim dili. İnsanlar kendilerini ait hissettikleri yerde kalırlar.
Yaklaşık 20 yıldır o aidiyeti korumaya çalışıyorum.
Çok da güzel başarıyorsun. Aidiyet yaratmak ve sürdürmek hiç kolay değil. İnsanlar kendilerini ait hissettikleri yerde kalıyorlar. Sen Türkiye de yabancı dil müzik ile bu bağı sağladın. Biraz zoru seçtin sanki… Neden yabancı müzik? Seninle birlikte yabancı müzik dinlemeyi de sevdirdiğini düşünüyor musun?
Neden yabancı müzik? Çünkü müzik evrenseldir.
Yabancı müzik bir tarz değil, bir kültür köprüsü. İnsanlara farklı coğrafyaların duygusunu taşımayı seviyorum.
Evet, birlikte yabancı müziği sevdirdiğimizi düşünüyorum. Çünkü sadece şarkı çalmadım; hikâyesini anlattım, sanatçısını tanıttım, bir atmosfer kurdum.
Çalmayı ve dinlemeyi en sevdiğin şarkı ve sanatçı?
Tek bir şarkı söylemek zor ama beni en çok etkileyen sanatçılardan biri Elvis Presley.
Sahne enerjisi, özgünlüğü ve cesareti…
Çalmayı en sevdiğim şarkılardan biri de
Love Me Tender.
Çünkü sıradan değil. Eşsiz ve zamansız.
Eşsiz ve zamansız olan her şey gibi, müzik de kalıcı…
Yolun başındayken, iham aldığın biri, kendi alanında rol model aldığın bir marka oldu mu? Şu an da var mı?
En sağlıklı rol model, dünkü halinizdir. Kendinizin daha iyi versiyonuna dönüşmek en güçlü motivasyon. Marka olarak çok fazla marka ilham verdi elbette hala da yaratıcı olan her vizyonu takip etmekten zevk alırım.
Müzik yayını yapan bir program sunsan da gündemden uzak değilsin. Toplumsal konulara son derece duyarlı ve alakadar olduğun bir yayın akışın var. “Hatasız kul olmaz” deyimi son derece insani bir şey. Ancak canlı yayında, çok da riskli. Özellikle de gündemi sürekli değişen bir ülkede… Bunca yıldır, hiç hata yapmadan, kimseyi incitmeden ve dinleyici kaybetmeden mevcut dinleyicilerini koruyarak ve sayısını sürekli artırarak yayında olmanı nasıl açıklarsın?
Canlı yayın risklidir. Ama ben şuna inanırım: Niyet temizse dil de temiz olur.
Hatasız olmak mümkün değil ama saygılı olmak mümkün. Gündemle ilgili konuşurken taraf değil, ilke gözetirim. İnsan onuruna zarar vermemek temel prensibimdir.
Bunca yıl dinleyici kaybetmeden devam edebildiysem, bunun nedeni polemik üretmemem ve güven duygusunu zedelemememdir. Bir de taraf olmayıp profesyonel olmak en sağlıklısıdır. Bir de beni çocukların dinlediğini düşünerek konuşurum her zaman bu birçok dengeyi otomatik ayarlıyor zaten.
Her markanın bir logosu olur. Kişisel markaların logosu genelde isim ve soy isimleri. Senin de isim imzanı kullandığını biliyoruz. Bir de Gelişim Akademisinin sembolü olan 4 renkli logosu var. Özel bir anlamı var mı?
İsim imzam benim kişisel sorumluluğum. Attığım her adım o imzayı temsil ediyor.
Gelişim Akademisi’nin dört renkli logosu ise dört temel değeri temsil ediyor: zihin, duygu, beden ve eylem.
Gelişim tek boyutlu değil. Bütüncül olmak zorunda. Logo da bunu simgeliyor içten dışa doğru gelişimi de simgeliyor.

Ekşi sözlükte, Özgür Aksuna, “Türkiye’yi uyandıran adam.” “Moral depolayıcı insan.” “Sabahları güne güzel başlatan insan.” …benzeri güzel sözlerle tanımlanmış. Yıllar önce bunu öngörmüş müydün? Yola çıktığın da bir vizyonun, tanımlı bir misyonun var mıydı? Sence başardın mı?
“Türkiye’yi uyandıran adam” ifadesi yıllar önce planladığım bir slogan değildi. Ama bir vizyonum vardı: Sabahları insanların enerjisini yükseltmek.
Misyonum netti: Moral veren, bilinçli, saygılı bir yayın yapmak.
Başardım mı? Bunu ben söylemem. Ama 30 yıla yakın süredir aynı saatte dinleniyorsam, bir karşılık üretmişim demektir.
Bence başardın. Tüm sevenlerin benimle aynı fikirde, eminim. Geçmiş başarılarına ilaveten, yakın ve uzak gelecekte başarmayı planladığın yeni hedeflerin var mı?
Geleceğe ilham veren bir cümle bırakmak isteseydin, günlüğüne bugün ne yazardın.
Yeni hedeflerim var elbette.
Uluslararası eğitim projeleri, dijital platformlarda daha büyük kitlelere ulaşmak ve genç iletişimcilere mentorluk yapmak istiyorum.
Bugün günlüğüme şunu yazardım:
“Kalıcı olmak istiyorsan sesini değil, değerini yükselt.”

Hayata değer kattığın kesin.
Günlüğünde yazan yazmayan, kalbinden zihninden geçen her dileğin gerçek olması ve devam etmesini diliyorum.
Hiçbir başarının tesadüf olmadığı yaşama, varlığıyla ilham veren bir örnek olarak, hayatımıza katkıların, açık yürekli cevapların için teşekkürler.
İyi ki varsın…
Yolun açık ve aydınlık olsun…